• Sosyal Medya
  • Sosyal Medya
  • 0216 567 29 06 - 0 533 342 49 45

Psikolog bakışıyla ‘Ağır Yaşamlar’ televizyon programı

Psikolog bakışıyla ‘Ağır Yaşamlar’ televizyon programı

 

TLC kanalıyla hayatımıza giren ‘Ağır Yaşamlar’ dizisinden alacağımız çok mesaj var. Dizi hakkında yorum yapmadan önce dizinin başrol oyuncusu Dr.Younan Nowzaradan’ı tanıyarak başlayalım.

72 yaşında İran doğumlu genel cerrahi uzmanı Dr.Now özellikle obezite cerrahisindeki tecrübeleriyle tanınıyor. Birçok genel cerrahın ameliyat etmek istemediği 250 kiloyu aşmış kişileri ameliyat etmesiyle meşhur doktor Now ABD’nin Houston şehrinde ameliyatlar yapıyor. Altın kaplama steteskopu olan doktor Nowun serveti ne kadar acaba? İnternette 4 milyon dolar servetinin olduğu yazılı ama bence çok daha fazlasını hak ediyor.

 Diziden alınabilecek olumlu mesajlar olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bazılarından bahsedelim.

Obezite tedavisi için; bireyin tedaviye etkin olarak katılması gerektiğini, tedavinin zorunlu olduğunu, uzun ve süreklilik gösteren bir süreç olduğunu izleyiciler öğrenebilirler. Bu programı izleyen aileler, çocukları ile olan ilişkilerini daha sağlıklı kurmaya yönelir. Televizyondaki obez kişilerin hareketsiz, mutsuz ve umutsuz bir yaşam sürdüklerini gören aileler, kilolu insanlarla empati kurarak hem kendilerinin hem de diğer aile bireylerinin yaşamlarına anlam katıp daha bilinçli olmaları yönünde çaba gösterebilirler. Böylece, obezitenin çözümünün ruh ve bedenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlarlar.

Programı izleyen umudunu kaybetmiş, çaresiz, sağlıklı haline döneceğine asla umudu olmayan ve özgüvenini kaybetmiş kilolu bireylere bu program kendilerinin de değişebileceği, sağlıklı ve mutlu olabileceği noktasında umut ışığı olabilir.

En basit ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaları, kendilerine yetememeleri, sürekli bir desteğe ve yardıma ihtiyaç duymaları, birlikte olduğu partnerlerine, ebeveynlerine, çocuklarına, arkadaşlarına karşı bağımlı hale gelmelerine sebep olduğu için, bu programı izleyen seyircilerde acıma duygusunun yanında kendilerinin ve yakınlarının bir gün onlara benzeme korkusu ve endişesi oluşur. Bu durumda, hayatın her alanını, her anını ruhsal ve bedensel olarak sınırlandıran, ciddi sağlık sorunlarını tetikleyen obezite ile mücadele etmenin gerekliliği açıkça ortaya konulmaktadır. Bu programı izleyen yetkili veya sıradan insanlar, obezitenin altında yatan nedenlerin farkına varabilirler. Bu durum, yetkilileri önlem almaya, onları obez kişilerin sorunları ile daha fazla ilgilenmeye yöneltebilir.

Obez insanların bedenlerindeki yağ dokusu, ödem, sarkmış deri gibi deforme olmuş ve kişilerin sevdiklerinde asla görmek istemediği bu olumsuz görüntüler, bir gün kendilerinin ve sevdiklerinin de başına gelebileceği korku ve kaygısı, onlarda önlem almak zorunluluğu düşüncesi oluşturabilir.

Vakaların davranışlarından analizlerimizi sıralayalım.

Programdaki vakaları yemek yerken izlediğinizde, bağımlı birinin davranışlarını görebiliyoruz. Bu bağımlılığın nedenleri çoğu zaman derinlerde bir yerde çıkmaktadır. Bu nedenlerin iyi analiz edilmesi ve çözülmesi gerektiği gerçeği anlaşılmazsa obezite cerrahisi de çözüm olamamaktadır. 

Bağımlılığın verdiği psikoloji olsa gerek, bu kişilerin kendini kandırma becerisinin inanılmaz gelişmiş olduğunu görüyoruz. ‘İnsanın kendine ettiğini başkası ona etmiyor’ dediğinizi duyar gibiyim. Ameliyat öncesi diyet yapmamasına rağmen ‘Elimden geleni yapıyorum’ diyenler, ameliyat sonrası kilo veremeyip ‘Diyette dikkat etmeme rağmen nasıl kilo veremedim anlamıyorum?’ diyenler sizi de çok şaşırtmıştır.

Programdaki vakalarda inanılmaz bir vurdumduymazlık olduğunu görüyorsunuz. 300 kilo olanları görünce ‘Şimdiye kadar neredeydin?’ diyorsunuz değil mi? Peki ‘Bu hale nasıl geldiğimi anlayamadım?’ diyenlere ne demeli!

 

Bir de yediği şeyi küçük görmek, kilo aldırmadığı yalanına kendini inandırmak, doktordan veya diyetisyenden gizlemek. Bu davranış nerdeyse tüm bölümlerde göze çarpıyor değil mi?

Vakaların büyük bir kısmında SBYM(strese bağlı yeme bozukluğu) var. Üzüntü ve stres ile baş etme yolu olarak yemek yeme davranışı geliştirme obezitenin en bilinen nedenleri arasındadır. Programdaki vakalar sorunları yenmek için daha fazla çaba sarf etmek, akılcı çözümler bulmak yerine kısa yoldan rahatlama ve duygusal adımlar atmayı tercih ediyorlar. Annesiyle sorun yaşayan kız çocuğu soluğu abur cuburda buluyor ve rahatladığını zannediyor. Doğru, kısa süreliğine rahatlama veya haz duyularının aktifleşmesi mutluluk benzeri duygular oluşturabilir fakat sonrasında yaşanan pişmanlık bir o kadar da olumsuz duyguları beraberinde getiriyor.

Sizi üzen veya kızgın olduğunuz kişiye zarar vermek istemek içgüdüsel olabilir. Fakat bu kişi sizin anne-babanız veya eşiniz gibi çok yakınınız olsa bile bunu yapar mısınız? Cevap evet maalesef. Kilolu olmasından dolayı eşinden yeteri kadar ilgi görmeyen hatta hakaretler duyan bir kadını düşünün. Yıllar geçtikte eşinin davranışları karşısında öyle bir tepki geliştirmiş ki kendisine verdiği zararın farkında değil. Kilo verdiğinde eşinin mutlu olmasına tahammül edemediği için her seferinde nice çabalar ve masraflar ile kilo verip tekrar kilo alarak eşinden öç aldığını düşünen insanlar olduğunu biliyor muydunuz? Programdaki vakaların bazılarını bir de bu bakış açısıyla değerlendirin haklı olduğumuzu göreceksiniz.

Düşüncelerimiz, yeme alışkanlıklarımız konusunda ciddi bir role sahiptir. Programdaki obez bireyleri yemek yemeye yönlendiren bazı tipik düşünceler: yemek yemek hayattan keyif almanın en iyi yolu, üzgün ve keyifsiz olduğum zaman yemek yemek en basit çözüm, kutlama ya da rahatlamak gibi kendimize ödül vermenin en iyi yolu yemek yemek, üzüntü, sevgi eksikliği ve yalnızlık gibi olumsuz duygular ile başa çıkmanın en kolay yolu yemek olduğu görülmektedir.

‘Başkaları tarafından onaylanmanın yolu kusurlu olmaktan geçer…’ şeklindeki inanca sahip olabilir. Buna bağlı olarak kilolarının kusurları olduğu düşüncesi ile kendini kabül ettirme veya onaylama yolu olarak fazla yemek yeme davranış eğilimi geliştirilmiş olabilir.

Belli bir kiloya ulaştıktan sonra toplumdan uzaklaşmanın da etkisiyle biraz daha içine kapanan vakaların sorunu çözmekten çok, daha da derinleştirdiklerini görmekteyiz. ‘Ben yaparım.’, ‘Bu seferki diyet farklı olacak.’,  gibi kendini kandırarak süreci daha da uzatarak işin içinden çıkılamayacak yerlere geldiğini görmekteyiz.         

Bakıcısının(anne-eş-arkadaş) ona ilgisinin azalmasından korktuğu için bir türlü düzelmeme isteği, her zaman en fazla ilgi odağı olma isteği gibi yanlış düşünceler içinde psikolojisi bozulmuş kişilikler görmekteyiz.

Çözümün kendinden değil de dışarıdan geleceğine inanma psikolojisini çoğu vakada görmekteyiz. Bakıcısına her şeyin bağlı olduğunu düşünme, ameliyattan sonra hayallerine hemen kavuşacağını zannetme, sevdiği şeyleri yemesine rağmen kilo almayacağını düşünme, doktoru kurtarıcı gibi görme ve başarısızlık sonrası hayatın anlamını yitirdiği düşüncesi ile intihar düşüncesi gibi davranış ve düşünce bozuklukları göze çarpmaktadır.

  

Diziyle ilgili bazı eleştirilerimiz de olacak elbette.

 

Bütün bunların yanında, program her ne kadar gerçek olarak verilmekte ise de, kişilerin kimlikleri, yaşadıkları yerler gibi özel hayatları deşifre edilmektedir. Bu durum, obez bireylerin özgüvenlerinde bozulma yaratabilir. Bu programı izleyen kişiler de benzer ruhsal sorunlarla karşı karşıya kalabilirler.

Ciddi bir sağlık sorunu olan obezite ile mücadele edilmesi gerekliliğini konu alan bu program, obez kişilerin mahrem alanlarına gereken önemi vermeyerek, bu bireylerin kilo verme süreçlerini kapsayan bu dönemi tüm özel yaşantılarını her ayrıntısıyla izleyiciye sunmaktadır.

Dr. Nowzaradan’ın hastalara genellikle söylediği sözleri:

Burada genellikle tartılar değil, insanlar yalan söyler.

Eğer çözümün bir parçası değilsen, sorunun parçasısındır.

Gün içinde başımıza gelenlere hayat diyoruz.

Bu ameliyat sihirli değnek değil.

Başarmak istemiyorsanız benim zamanımı harcamayın.

Bütün bu sözler ilk duyulduğunda hastalar açısından itici, umutsuzluk ve çaresizlik duygusu yaratan sözler gibi görünse de, bunlar hayatın gerçekleridir ve bazı insanlarda olumsuzluk yaratabilirken, bazılarında ise hırs ve kararlılık yaratır.

Umudumuz, bu ve benzeri programlar sayesinde ‘Obezite’ hastalığının daha iyi anlaşılması, tedavisinde etkili adımlar atılarak kalıcı iyileşmeler sağlanmasına vesile olmasıdır.

 

Yazarlar: 

Klinik Psikolog Merve Gökkaya ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Engin Karagöz