• Sosyal Medya
  • Sosyal Medya
  • 0216 567 29 06 - 0 533 342 49 45

İnsülin direnci nedir?

İnsülin direnci mi şişmanlatır?
Şişmanlayınca mı insülin direnci olur?

İnsülin pankreastan üretilen, temel görevi kan şekerini düzenlemek olan bir hormondur. Obezitenin tüm dünyaya yayılmasıyla insülin direnci ve diyabet çok sık görülmeye başlandı. Özellikle insülin direnci sanki eskilerin vebası gibi yayılıyor.

Gece 00:00'dan sonra yemek yemeyip sabah aç karna verdiğimiz kanda olması gereken insülin seviyesi 6-8 µU/mL den düşüktür. İnsülin hormonu yemek yedikten 10 dakika sonra kanda artmaya başlar ve 45 dakika sonra en yüksek seviyelerine ulaşır. Kandaki insülin seviyesinin öğrenilmesi pankreasın insülin üretip üretmediğini göstermesi açısından çok önemlidir. İnsülin direncini belirlememize yardımcı olduğu gibi, tip 1 ve tip 2 diyabet ayrımını yapmamıza da yardımcı olur.

İnsülinin nasıl çalıştığını anlayabilirsek, şişmanlığın hem nedeni ve hem de sonucu olan insülin direncini de anlamış oluruz. İnsülin etkileri:

1-İnsülinin ilk ulaştığı organ karaciğerdir. Glukoz(kan şekeri) bazı organlarımızda glikojen olarak depolanabilir. Karaciğerde bu organlardan biridir. Karaciğerde insülinin de etkisi ile serbest glukozlar glikojen haline çevrilerek depolanır. Karaciğerin glikojen depolama kapasitesi de yaklaşık 110 gramdır. Yani karaciğer depolarında 440 kilo kalorilik enerji saklanabilir, bu da yaklaşık bir buçuk saat tempolu yürüyüşle yakılabilir. İhtiyaç halinde glikojen parçalanıp kana glukoz olarak verilir.

2- İnsülinin kaslarda iki görevi vardır. İlki protein sentezlenmesini arttırmaktır. İkinci görevi de şekeri glikojen olarak kaslarda depolamaktır. 70 kg bir erkeğin kaslarında depolanabilecek glikojen miktarı 500-600 gramdır. Buradan elde edilecek enerji yaklaşık 2500 kaloriye denk gelir, yaklaşık 8 saat tempolu yürüyüşle yakılabilir. Kaslardaki glikojen depoları sadece kaslar için kullanılır, kana glukoz olarak verilmez.

3-İnsülin yağ dokusunda 3 şekilde etki gösterir. İlki kandaki trigliseridleri parçalayarak serbest yağ asitlerinin ortaya çıkmasını sağlar, bu yağ asitleri de yağ dokusuna girerek depolanır. İkincisi, yağ dokusu içinde yağ asitlerinin trigliseride çevrilip depolanması için kandaki glukozu alıp yağ dokusuna geçirmeye yarar. Üçüncüsü yağ dokusu içinde depolanmış trigliseridin parçalanmasını engeller.

Gördüğünüz gibi insülin karaciğer ve kaslarda şeker depolar, yağ dokusunda da yağ depolar. Bu nedenle kanda insülin miktarı ne kadar uzun süre yüksek seyrederse o kadar fazla yağ depolanması gerçekleşir. Depo edilen fazla yağlardan yıllar içerisinde istenmeyen bazı maddeler üretilir ve vücudumuzda kronik iltihaplı bir sürecin başlamasına neden olarak dokulara zarar verir. Bu süreçle insülin normal dozlarda yapabileceği vazifeyi yapamaz olur ve gün geçtikte daha fazla üretilerek aynı vazifeyi yapmaya çalışır. Bu aşamada insülin direnci başlamış olur. Bir süre bu süreç artarak devam eder, sonrasında artık fazla üretilen insülin de tam anlamıyla vazifesini yapamaz olur, bu aşamada da kan şekeri olması gerekenin üzerine çıkar yani şeker hastalığı başlar.

Bunu hastalara şöyle anlatırım; 10 kişiden oluşan özel bir askeri birliğiniz olduğunu düşünün ve bu birliğin karşısında savaştığı bir terörist grup olsun. Birliğinizde gevşemeler oluyor ve teröristlerle mücadelede zorlanıyorlar. Sizde hemen takviye güç gönderiyorsunuz. Sayı 20'ye çıkıyor ama bir süre sonra aynı problemlerle tekrar karşılaştığınız için bu sefer sayıyı daha da arttırıyor ve 40'a çıkarıyorsunuz. Sorun bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor ve diğer askerlerinizde istediğiniz başarıları getiremiyorlar. Artık terörist grup askerlerinize zarar vermeye başlıyor. İşte tam bu safha şeker hastalığının başladığı noktayı temsil ediyor. Önceki asker sayısında artışlarda insülin direncinde vücudun daha fazla insülin üretmesini temsil ediyor. Aslında çözüm, eski mevcut askerlerdeki sorunu çözüp bu askerlerle yola devam etmek. Çözüm silah güçlerini arttırmak veya yeni eğitimlerle, idmanlarla askerlerin savaşma kalitesini arttırmaktır. Birde teroristleri içten yıpratacak taktikler kullanmak. Yani sizin insülinlerinizin sayısının artışı size fayda sağlamıyor, başlangıçta fayda sağladığı görülse de daha sonra işe yaramadığı anlaşılıyor. Vücuttaki insülin kalitesi ve etki edeceği yerdeki hücrelerin hassasiyetini arttırılarak çözüm sağlanmalı. Bu durum tip 2 diyabet tedavisinde de geçerlidir. Bazı ilaçlar vücudumuzdaki insülin kalitesini arttırmadan insülin salgısını arttırarak şekeri düşürmeye çalışır. Belki başlangıçta başarılı olur ama artan insülin kilo artışına kilo artışı da insülin direncinde artışa neden olarak sonrasında şekerlerin tekrar yükselmesine neden olur. Bu mantık insülin tedavisi içinde geçerlidir. Yani siz eğer insülin kullanıyor ve kilo alıyorsanız bir süre sonra mecburen kullandığınız insülin dozunu arttıracaksınız ki başlangıçtaki aynı etkiyi tekrar elde edesiniz. Bu mekanizma maalesef çoğu şeker hastası için geçerli olmaktadır.

Obezitenin başlangıçta nedeni gibi görünen insülin direnci, aslında obezitenin bir sonucudur. Başlangıçta insülin direnci olmayan bünyede aşırı şeker tüketimi ile fazla insülin salgılanıyor ve kilo artışına neden oluyor. Kilo artışı ile insülin direnci gelişiyor. İnsülin direnci arttıkça da daha kolay kilo alınıyor. Yani insülin direnci başladıktan sonra kısır döngü başlamış oluyor. Bu kısır döngüyü kırdığımızda, obezitenin de bir bacağını kırmış oluyoruz.

Eğer siz şeker hastası değilseniz ama obezseniz bahsedilen mekanizmalar sonucu sizde büyük ihtimalle insülin direnci oluşmaya başlamıştır. İnsülin direnci olan kimselerin fazlaca üretilen insülin hormonları çoğu zaman kan şekerini yemekten sonra hızlıca düşürür. Bazen bu düşüş hızlı gerçekleşir ve şeker düşüklüğünde gördüğümüz belirtilere neden olur. Çoğu zaman bu belirtiler gerçek hipoglisemideki kadar tehlikeli değildir. Fakat açlık ve tatlı yeme isteği ile karşılaşan vücudumuz bir süre sonra hafif titremeler, terlemelere dayanamayacak ve kendini bir şeyler yerken bulacaktır.

Bir şeyler yedikten kısa bir süre sonra bu şikâyetler ortadan kalkacak ama mutlaka bir süre sonra tekrar oluşacaktır. Bu ataklarda yenilen gıdalar genellikle şeker içeriği yüksek gıdalar olduğundan, zaten fazla olan insülin miktarı daha da artacak ve fazla şeker yağ olarak depolanacaktır. Bu ataklar bir süre sonra düzensiz yemek yeme alışkanlığına dönüşerek, çözülmesi daha da zor bir hal alacaktır.

Eğer sizinde sık acıkmalarınız, fazlaca tatlı yeme isteğiniz ve acıktığınızda titreme, terleme gibi şikâyetleriniz varsa insülin direnciniz var demektir. İnsülin direncini düzelterek kilo vermenizi kolaylaştırabilirsiniz. İnsülin direncini düzeltmenin 3 yolu vardır. Birincisi düzenli yemek yeme düzeni oluşturmak. İkincisi düzenli egzersiz yapmak. Üçüncüsü de ilaç kullanmaktır. Bunu sırasıyla uygulamak en mantıklısıdır. Ama sondan da başlayanlar vardır. İradenize güveniyorsanız kendinize uygun diyet sistemiyle başlayabilirsiniz. Düzenli yapacağınız egzersiz de insülin direncini kırar. Diyet ve egzersize rağmen hala sık acıkma ve tatlı yeme isteği varsa o zaman ilaç tedavisi desteği almanız gerekir.

İnsülin direncini en güçlü şekilde kıran ve kilo verdirme özelliği de olan 'metformin' etken maddeli ilaçlara sabah akşam tok karna 500 mg dozunda başlayabilirsiniz. Bu ilaç sizin kan şekerinizin ve dolayısıyla da insülinin ani iniş çıkışlarını engeller, dolayısıyla kan şekeriniz aşırı düşmeyeceği için daha uzun süre tok kalırsınız. Şikâyetleriniz ve test sonuçlarına göre gerekirse ilacın 1000mg dozu da kullanılabilir. Metformini şu 3 durumda kullanırız. Birincisi ve en sık olanı şeker hastalığı tedavisindeki kullanımıdır.

İkinci sık kullanımı insülin direncinde kullanımıdır. Üçüncüsü de hipoglisemide kullanılmasıdır. Görüldüğü gibi şekerin fazla yükselmesini de düşmesini de tedavi ediyor, yani şekeri dengeliyor.Bu ilacın bazı yan etkilerini bilmenizde fayda var. Bu yan etkiler sizde aşırı miktarda olmadıkça korkmanıza gerek yok. Genellikle 1-2 hafta sonra kendiliğinden geçer. Ama aşırı olursa ilacı kesip doktorunuza başvurmanızı öneririm. Bu yan etkilerden en sık görülenleri sırasıyla bulantı, karın ağrısı, ishal, ağızda metalik tattır. Bağırsak hareketlerini arttırıcı etkisiyle, eğer kabızlığınız varsa bu sorununu da düzelttiği için bir taşta iki kuş vurmuş olursunuz.

Engin Karagöz