• Sosyal Medya
  • Sosyal Medya
  • 0216 567 29 06 - 0 533 342 49 45

Hipoglisemi ve Hiperglisemi Tehlikesi

Diyabet hastalığının %90'dan fazlasını erişkin yaşta başlayan tip 2 diyabet oluşturur. Hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle şişmanlayan, genetik olarak yatkın bireylerin neredeyse hepsinin kaçınılmaz sonu tip 2 diyabettir. Açlık kan şekerinin 126 mg/dl'nin, tokluk kan şekerinin 200 mg/dl'nin veya HbA1C'nin % 6.5'un üzerinde olması ve bu değerlerden herhangi birinin pozitifliği tanı için yeterli olmaktadır. Tip 1 diyabette insülin yokluğu, tip 2 diyabette ise insülin fazlalığı söz konusudur.  Ancak tip 2 diyabette bu insülinin etkisine direnç vardır. Glukotoksisite dediğimiz şekerin fazlasının dokulara zarar vermesi sonucu damarlar, göz, böbrekler, sinirler bozulmakta ve yaşam süre ve kalitesi düşmektedir.

Diyabetin sık görülmeye başlanmasıyla kan şekerinin aşırı yükselmesi (hiperglisemi) ve aşırı düşmesi (hipoglisemi) durumları ile sıkça karşılaşmaktayız. Her iki durumun da ölüm oranın (mortalite) yüksek olması acil müdahale edilmesini gerektirir.

Hipoglisemi (şeker düşüklüğü)
    Şeker vücudumuzdaki tüm hücreler için temel enerji kaynağıdır. Özellikle beyindeki sinir hücreleri için şekerin hayati önemi vardır. Şeker yokluğunda yağ veya protein gibi kaynaklardan gelen enerji ile ayakta kalabilen diğer hücrelerin aksine beynin şeker dışında bir enerji kaynağı yoktur. Ancak son çare olarak uzun süren açlıkta sinir hücreleri yağların yakılması sonucu ortaya çıkan keton cisimlerini kullanabilir. Bu nedenle hipoglisemi durumunda vücudumuzda acilen kan şekerini arttırıcı mekanizmalar devreye girer. Beyin, pankreas, karaciğer ve böbrek üstü bezleri gibi organlar çeşitli hormonlar salgılayarak kan şekerini normal seviyelerde tutmaya çalışır. Bu sistem sağlıklı bireylerde mükemmel bir şekilde çalışarak hipoglisemi gelişmesini önler. Ancak vücutta insülin fazlalığı oluşturan durumlar bu sistemin sağlıklı çalışmasını bozarak hipoglisemi oluşturur.
 
Kan şekerinin 70 mg/dl'nin altına düşmesine hipoglisemi denir. Daha çok diyabet hastalığı tedavisinde ve son yıllarda insülin direnci olan şişmanlarda da artan bir hızla rastladığımız bu olumsuz duruma neden olan etkenler çok iyi tespit edilip ortadan kaldırılmazsa hayatı tehdit edecek olumsuzluklara yol açabilir. Hızlı müdahale edilmezse şuur bozukluğu ve komaya neden olabilir. Hipoglisemi gelişme zamanı çok önemlidir. Örneğin gece uykuda fark edilemezse beyin ölümüne, kalp ritmini bozarak ani ölümlere neden olabilir. Dikkat gerektiren işlerde çalışanlarda gerçekleştiğinde iş kazalarına neden olabilir. Araç kullanırken gelişirse trafik kazası riskini arttırır. Yüzme sırasında olursa boğulmalara neden olabilir. Ev içinde baş dönmesi, şuur bulanıklığı ile düşmelere yol açabilir.
 
Özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireyler için hipoglisemi çok tehlikeli bir durumdur. Kan şekeri düşüp şuur bulanıklığı, koma gibi durumlar gelişirse bu durumun ev içinde diğer bireyler tarafından erkenden fark edilmesi gerekir. Hipoglisemi belirtilerini çok iyi bilirseniz gelecekte kendinizin veya yakınınızın hayatını kurtarabilirsiniz. Bu belirtiler; hipoglisemi hafif ise veya yeni başlıyorsa titreme, soğuk terleme, acıkma hissi, çarpıntı, bulantı ve endişelenme ile kendini gösterir. Hipoglisemi fark edilemeyip devam ederse veya çok ağır olursa halsizlik, baş ağrısı, konsantre olamama, sinirlilik, sersemlik, konuşmada zorluk, baygınlık hissi, şuur bozukluğu ve koma ile sonuçlanabilir.
Buna benzer şikâyetler yaşarsanız belirtiler hafifken kan şekerinizi ölçme imkânınız varsa hemen kan şekerinizi ölçün. Kan şekerinize acil bakma imkânınız yoksa hipoglisemi ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorsanız hemen kan şekerinizi yükseltecek bir girişimde bulunmalısınız. 2-3 kesme şeker, bir bardak meyve suyu, bir dilim ekmek gibi hızlı erişebileceğiniz ve kan şekerinizi hızlı yükseltecek gıdalara başvurabilirsiniz. Mecbur kalmadıkça çikolata tercih edilmemelidir. Özellikle tip 1 diyabetik hastalarda mutlaka insülin kullandıkları için, şeker düşmesi durumunda kendi kendilerine veya şuur bulanıklığı, uyku hali, koma durumunda ailesi tarafından yapılabilecek glukagon (kan şekerini yükselten hormon) enjeksiyonları verilebilir.
Bir şeker hastası evinde soğuk terleme, uyku hali, koma durumunda bulunursa ve ağızdan gıda alamıyorsa hemen 112 acil servis ekibini arayıp hasta ile ilgili bilgi verilmelidir. Bu durumda gelen sağlık ekibi ev ortamında ilk müdahaleyi yapıp, parmaktan şeker ölçerek hipoglisemi teşhisini koyabilir ve hastaneye gidene kadar damardan şekerli serum vererek müdahalede bulunur. Hasta bu acil tedavi ile kalıcı beyin hasarından veya ölümden kurtarılabilir.
 
Hipoglisemiyi bu şekilde düzeltebilirsiniz fakat bu durum ataklar şeklinde gerçekleşiyorsa mutlaka tedavinizin gözden geçirilmesi için doktorunuza başvurmalısınız. Hipoglisemi ataklarını hafif ama sık yaşayanların bu atıştırmaları zamanla kilo artışına neden olur. Kan şekerlerinin ani iniş çıkışları ile hastalığın gidişi kötüleşir. Hipoglisemi sinir sistemi şikâyetlerine sıklıkla yol açıyorsa aile ve iş hayatınız olumsuz etkilenebilir. En önemlisi bu atakları ağır yaşayanların her zaman ölüm riski vardır.
 
Maalesef insülin veya sülfonilüre grubu şeker düşürücü ilaçları kullanan hastalarımızda hipoglisemiye çok sık rastlamaktayız. Bu nedenle sık hipoglisemi atakları yaşayan hastanın tedavisi değiştirilebiliyorsa değiştirilmeli veya ilaç dozları tekrar gözden geçirilmelidir. Diyabet eğitimleri tekrarlanarak bilinç arttırılmalı tedaviye uyumu sağlanmalıdır. İnsülin tedavisi başlanan her hastaya ayrıntılı olarak hipoglisemi eğitimi belki birkaç kez verilmelidir. Yenilecek öğün zamanları, açlık durumunda nasıl davranılacağı, egzersiz öncesi yemek yeme vakti ve yapılacak insülin dozu, egzersizin çeşidine göre insülin yapılacak bölgenin iyi seçilmesi, kullanılan ilaçların etkileşimi (örn: bazı ağrı kesiciler sülfonilüre grubu ilaçların etkisini arttırabilir), alkol kullanımının olumsuz etkileri gibi konular ayrıntılı anlatılmalıdır.
 
Hiperglisemi(Şeker yüksekliği)
 
Diyabetik Ketoasidoz (DKA)
 
     Tüm yaşlarda ve her iki tip (1 ve 2) diyabet hastalarında görülebilen DKA' un mortalitesi(ölüm oranı) yaklaşık % 7 civarında seyretmektedir. 20 yaş altı tip 1 diyabeti olan hastaların bir numaralı ölüm nedeni olması ve vakaların %25'ini yeni başlayan tip1 diyabetli hastalardan oluşması duyarlı anne babaların bu konuda bilinçli olmalarının önemini göstermektedir.
    Hastalığın belirtileri aşırı susama, aşırı idrara çıkma, kilo kaybı, halsizlik, bulantı, kusma, karın ağrısı, ağızda aseton kokusu, çarpıntı, şuur bulanıklığı ve komadır. Şüphelenilen vakalarda kan şekerinin 250-300 mg/dl üzerinde ve kan asit oranı dediğimiz pH'nın 7.3'ün altında olması tanı için yeterlidir.
    DKA'u hazırlayıcı faktörler sıklık sırasına göre sırasıyla enfeksiyonlar, yeni başlayan tip1 diyabet, insülin tedavisindeki hatalar, kalp krizi, felç, travma gibi acil durumlar, alkol ve yeme bozukluklarıdır.
 
Genellikle hastanede yatarak tedavi gerektiren bu durumun tedavisinde insülin, serum, elektrolitler ve DKA'a neden olan durumun ortadan kaldırılması yer alır.
 
Hiperozmolar hiperglisemik durum(HHD)
 
    DKA' a çok benzeyen bu duruma genellikle yaşlı tip 2 diyabet hastalarında rastlarız. Yaklaşık %15 civarında yüksek bir mortaliteye sahip olması ve vakaların % 25-30'unun yeni tanı almış yaşlı tip 2 diyabetli hastalardan oluşması yaşlı hastaların ve yaşlı hastası olanların bu konuda daha bilinçli olmalarını gerektirir.
    DKA' a göre sıvı kaybının daha fazla olduğu ve daha yavaş geliştiği HHD da tansiyon düşüklüğü, çarpıntı ve şuur bozuklukları daha ön plandadır. Kan şekeri genellikle 600 mg/dl'nin üzerindedir ve kan PH'sı normaldir. Hazırlayıcı faktörler ve tedavisi DKA' a benzerdir.
 
Engin Karagöz