• Sosyal Medya
  • Sosyal Medya
  • 0216 567 29 06 - 0 533 342 49 45

Bitkisel ürünlerin yan etkileri

Birkaç yüzyıl öncesine kadar hekimler hastalarını şifalı bitkilerin yardımıyla tedavi etmeye çalışıyordu. Yüzyılların deneyimi ile hastalıkların tedavisinde kullanılan bitkisel karışımlar sanayi ve teknolojinin ilerlemesi ile yerini çok daha etkili olan modern yöntem ve ilaçlara bırakmak zorunda kaldı.

Günümüz tıbbında kullanılan ilaçlar bitkisel ilaçlara göre daha kaliteli ve güvenilir üretilmektedir. Etkinlik ve yan etkilerinin daha net olması, doz ayarlamasının kolay yapılabilirliği gibi nedenler de modern ilaçların bitkisel ilaçların yerini almasındaki temel etkenlerdir.

Alternatifin kelime manası eskinin yerine kullanılandır. Alternatif tıpta kullanılan bitkisel ürünlerin popüler olmasındaki en büyük neden modern tıbbın kesin çözüm üretemediği kronik hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Zatüre, Kalp krizi, Glokom, Epilepsi, Şizofreni gibi kesin veya çok etkili tedavileri bulunan hastalıklar için biz hekimler ve hastalar alternatif bir yöntem düşünmemekteyiz. Kanser, diyabet, obezite gibi tedavisi zor ve uzun süren hastalıklarda elbette alternatif umutlar aramaktayız. Bu nedenle, başlangıçta modern tedavilere alternatif sunulması biz hekimleri sevindirdi ama bu ürünlerin denetlenmelerindeki eksiklikler sonucu yan etkilerin faydalarının önüne geçmesi ve bitkisel ilaç pazarındaki hilelerin hızla artması genel olarak biz hekimlerin bu alana mesafeli yaklaşmasına neden oldu.

Medyanın yanlış ve yanlı yönlendirmeleri veya bilim adamlarının iyi niyetli açıklamaların halk tarafından yanlış anlaşılması sonucu "bitkisel ürünler doğaldır ve dolayısıyla zararsızdır" mesajı sürekli gündemde tutulmaya çalışıldı. Uzman olmayan kurum ve kişiler tarafından bu ürünlerin satışı ve konunun uzmanına danışmadan kullanılması, bu ürünlerin hayatı tehdit eden yan etkilerinin görülmesini arttırmıştır. Bu konuda ilaç yan etkilerinin daha sık görüldüğü hamileler, emzirenler, çocuklar ve yaşlıların özellikle dikkatli olması gerektiği açıktır.

Bitkisel ürünlerinin üzerinde yeterince çalışma yapılamadığından endikasyon aralığı çok geniş ve yan etki bilgileri de çok sınırlı ve belirsiz olmaktadır. Bir ilacın birçok hastalığa iyi gelmesini ve yan etkilerinin de pek az olmasını biz hekimler elbette ki çok arzularız. Modern tıpta kullandığımız antibiyotikler, aspirin, kortizon gibi endikasyonları geniş ilaçların maalesef ciddi yan etkileri de olabilmektedir. Fakat bu yan etkilerinin çok iyi bilinmesi dikkatli bir şekilde kullanılabilmesine izin vermektedir.

Antibiyotikler dışında genellikle kullandığımız ilaçlar bir hastalığa iyi gelir. Bitkisel ilaçlarda ise genellikle tam tersi söz konusudur, birçok hastalığa iyi geldiği söylenir ve yan etkileri de nedense pek azdır. İnsana tedavi sonrası zarar verebilme ihtimalinin olması, hekimliği sanat yapan ve kutsal kılan temel unsurdur.

Bitkisel ilaçların yan etkileri farklı şekillerde olmaktadır. Birincisi, bu ürünlerin içerdiği etken maddeye karşı gelişen yan etkidir. Buna en güzel örneklerden biri olarak zayıflama amacıyla kullanılan "Aristolochia fangchi" denilen bitki çayının böbrek yetmezliğine neden olması verilir. İkincisi bitkisel ilaçların çoğunda birkaç çeşit etken madde bulunur ve duyarlı kişilerde bu maddelerin etkileşimi sonucu yan etkiler ortaya çıkar. Üçüncüsü, bu ilaçların içine hile ile ilaçlar katılması sonucu ortaya çıkan yan etkilerdir. Buna da en güzel örneği günümüzde zayıflama ilacı diye kullanılan birçok ürüne yasal olmayan yollarla eklenen "Sibutramin" maddesi verilir. Dördüncüsü, kalite kontrol, etkinlik, güvenilirlik çalışmalarının yapılmaması nedeniyle ucuz üretimin neden olduğu olumsuzluklardır. Bitkisel ilaçların kalitesini etkileyen en önemli nedenler tür farklılıkları, mevsimsel değişikliklere bağlı olarak aktif kimyasal maddenin bitki içindeki miktarının değişebilmesi, farklı tarım metotları, hasat sonrası depolama, toksik maddelerle kontaminasyon gibi nedenlerdir.

Yan etkileri iyi bilinen bazı bitkilere örnekler.
1-Aloe vera, elektrolit dengesizliği.
2-Aristolochia fangchi, böbrek yetmezliği.
3-Echinacea, alerjik reaksiyonlar, hepatotoksisite, immunsupresyon.
4- Efedra, taşikardi, hipertansiyon, kalp krizi, inme.
5-Garlic(sarımsak), trombosit fonksiyonları kalıcı inhibe etme gücü nedeniyle kanama riskini arttırdığından operasyondan 1 hafta önce kesilmelidir.
6-Ginger(zencefil), kan sulandırıcılarla birlikte alındığında kanama riskini arttırır, ülser tedavisini geciktirebilir.
7-Gingko biloba, kanama riskini arttırabildiğinde operasyondan 2 gün önce kesilmelidir.
8-Ginseng, operasyon sonrası kanama ve hipoglisemi riski nedeniyle operasyondan 1 hafta önce kesilmelidir.
9-Hypericum perforatum(sarı kantaron),alerjik reaksiyonlar, hipertansiyon, ilaçları metabolize eden karaciğer enziminin etkisini arttırdığından ilaçlarla birlikte kullanımından sakınmak gerekir.
10-Licorice(meyan kökü), hipertansiyon, aritmi.
11-Pausinystalia yohimbe, hepatotoksisite.

Günlük hekimlik pratiğinde birçok meslektaşımın daha önce yaşadığı, bitkisel ilaç yan etkilerine örnek olacak kendi hekimlik tecrübelerimden üç örnek vermek istiyorum. Birincisi; mide şikayeti nedeniyle polikliniğimize başvuran ve yapılan tetkikler sonucu karaciğer enzimleri yüksek bulunan bir hastamız. Karaciğer enzim yüksekliği nedenini araştırdığımızda hastanın hiçbir kronik hastalığının olmadığını, yapılan testlerde viral hepatite rastlanmadığı, görüntüleme yöntemlerinde yapısal hastalığın olmadığı tespit edildi. Hastanın anamnezinde göze çarpan tek şey 6 aylık bebek emzirdiği ve sütünü arttırmak amacıyla rezene çayı içtiğiydi. Hastadan rezene çayı içmemesi ve 2 hafta sonra kontrole gelmesi istendi. İki hafta sonra hastanın karaciğer enzim değerleri normale dönmüştü.

İkinci örnek; 50 yaşlarında diyabet ve kolesterol yüksekliği olan, televizyonda "damar açıcı, şeker düşürücü, bağışıklık güçlendirici" vaatleri ile bitkisel ilaç siparişi veren hastamız. Tüm yayınlarına yasak gelen ve eczanelerden toplatılan bu ürünü alan hasta kontrol amaçlı polikliniğimize başvurdu. Yaptığımız testler sonrasında açlık kan şekerinin 250, HbA1C değerinin 11 ve kolesterol değerlerinin de normal sınırlarının çok üzerinde olduğunu gördüm. Hastadan kullandığı ilaçları göstermesini istediğimde bana satın aldığı ürünü gösterdi. Daha önceden kullandığı insülin ve kolesterol ilaçlarını kullanmadığını, bakması gereken özürlü çocuğuna insülin kullanırken bakmakta zorlandığını ve bu nedenle bu reklama inanarak 3 aydır daha önce aldığı ilaçların hepsini kestiğini söyledi. Traji komik bu olay sonrası hastanın kullandığı bitkisel ilacı elinden aldım ve insülin dışında güçlü ilaçlarla hastalıklarının tedavisine yeniden başladım.

Üçüncü örnek; asistanlık yıllarımda 35 yaşlarında acil servise başvuran ve akut böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisine başladığımız bir erkek hastadan. Bilinen bir kronik hastalığı olmayan, herhangi bir ilaç kullanmayan ve yapılan tetkiklerinde akut böbrek yetmezliği dışında bir hastalığa rastlanmayan hastamızın anamnezinde 2 hafta öncesine kadar kilo alma amacıyla bitkisel bir ilaç aldığını öğrendik. Kilosu aşırı düşük olmayan hasta sadece biraz kilo alarak daha güzel görünme düşüncesinde olduğunu söylemişti. Böyle bir şeyi denemesinin nedeni, çiçekçilik mesleğinden dolayı bitkisel ilaçların daha güvenilir olduğuna inanması ve arkadaşının da önerisini dinlemesi gelmekteydi. Haftada iki kez diyalize girme tedavisiyle taburcu olan hastanın bundan sonraki hayatı çok basit gördüğü bitkisel(doğal?) ürün sayesinde nasıl da değişiverdi.

Günümüzde hekimlerin uyguladığı tedaviler sonrası ortaya çıkan, hasta için istenmeyen olumsuzluklarla sonuçlanabilen durumları komplikasyon olarak tanımlıyoruz. Böyle durumlarda hukuki olarak yargılanabilen hekimler uyguladığı tedavinin muhtemel komplikasyonlarını delil olarak gösterebiliyor. Alternatif tıpta kullanılan ürünlerin ise bilimsel yönden desteklenmemesi, yan etkilerinin kestirilememesi, net komplikasyon tanımlamalarının olmamasından kaynaklanan nedenlerden ötürü hekimler hastasını ve kendilerini riske atmamak için bu ürünleri çok dikkatli kullanmalıdır. Tıbbi gereklilik halinde ise hastasına önereceği ilacın yan etkilerini ayrıntılı anlatarak kararı hastaya bırakmalıdır.

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak tıp tekniklerinin ilerlemesi ile yeni hastalıkların bulunması veya ortaya çıkması, bu hastalıklarla mücadele edebilecek yeni ilaçların üretilmesini gerektirdi. Tedavisi uzun süren kronik hastalıklar ve çoğu zaman ölümcül seyreden kanser gibi hastalıkların yaygınlaşması ile, bu hastalıklarla mükemmel şekilde mücadele etmekte zorlanan modern ilaçlara alternatif tedaviler gündeme gelmeye başladı. Başlangıçta kanser, şeker, hipertansiyon, astım ve obezite gibi kronik hastalıklar için farklı bitkisel tedavileri duymaya başladık. Sonrasında her hastalık için etkili olan 'Doğal, organik, zararsız!' bitkisel ürünler çıktı. Bu sürecin hızla ilerlediğini görmekteyiz.

Bu nedenle yüksek kar marjına sahip olan bitkisel ilaç pazarında rekabet eden binlerce şirket vardır.
Modern ilaçları geliştirmenin maliyetinin yüksek olduğunu, fakat alternatif ürünlerin daha ucuza üretilebildiğini biliyoruz. Yeni bir ilacı bulup piyasaya sürebilecek aşamaya getirmek için yaklaşık 1-1.5 milyar dolar gerekmektedir. İlacı üretebilecek fabrikayı, ekibi kurabilmek ve ilacın patentini alabilmeyi de ekleyince bahsedilen rakamı katlanmaktadır. Son zamanlarda kendi otomobilini üretmek için girişimlerde bulunan devlet yetkilileri, yerel ilaç üretip geliştirecek firmaları da destekleme kararı almıştır. Dünyadaki birçok ülkeden daha fazla gelişmiş olan ülkemize ait patentli bir ilacın bulunmaması bunu daha iyi açıklıyor olsa gerek. Dünya ekonomilerine bile yön veren dev ilaç firmalarına rakip olamayacağını anlayan yerli üreticiler de bitkisel ilaç pazarında alternatif sunmaktadırlar.

Alternatif ilaç sektöründe şarlatanlıklarıyla medyada yer bulan ve gündemde kalmaya çalışanları unutmayalım. Bu ürünlerin yan etkileri ile sakat kalan ve ölen insanların haberleri gün geçtikçe halkın ve hekimlerin güvenini zedeliyor. Diğer taraftan, alternatif ilaç sektöründe iyi işler çıkartan, gerçek anlamda modern tıbba alternatifler sunan, tıbbi etiğe uygun bilimsel profesyonel çalışmalar yapan birçok bilim insanı ve kurumunun varlığını da göz ardı edemeyiz. Bu şekilde yapılan çalışmaların modern tıp ile integrasyonu, biz hastalıklarla savaşan hekimlere ve elbette hastalarımıza gelecekte yeni tedavilerin yolunu açacaktır.


Engin Karagöz